Açıklamalar

Proleter Devrimci Mücadele Üretim İlişkilerinin Eleştirisinde

Sömürüye son vereceğimiz bir dünyayı kurmak yolunda ilerliyoruz. Her gün üretenlerin yoksullukla geçen ömrünü, yükselen binalarda, işleyen fabrikalarda yitirilen hayatları, sırtını kaldırımlarda ısıtmaya çalışanların yarınını değiştireceğiz. Milyonların sırtından milyarlar biriktiren azınlığı bitireceğiz. Üretim araçlarına bir avuç azınlık sahip oldukça, özel mülkiyet var oldukça sömürü son bulmaz. Bu yüzden tüm üretim araçlarına kamunun el koyduğu düzende, “hazineyi” dolduran da herkese adaletle pay eden de emekçilerin iktidarı olabilir. Hedefimiz ve her gün uğruna mücadele ettiğimiz sosyalizm için bu fikri temeli her yönüyle anlamamız gerek. Emekçilere bunu anlatmamız gerek. Yolumuzu ve yönümüzü belirleyen üretim ilişkilerinin eleştirisidir.

Ülkede solun belli eğilimlere göre bir araya geldiğini görüyoruz. Öne sürdükleri bir siyasetleri var. İddiasızlık ve hedefsizlik bu siyasette tartışma konusu. Ancak ana çıkmazları düzen içi siyaset.

Sosyalistler kendini hangi kavramlarla var ediyor? Kavramlar önemli çünkü hedeflerimizin aynası. Üretim ilişkilerinin eleştirisini yapmayan sol; başta demokrasi, laiklik ve kimlik mücadelesini öne sürüyor. Kendini bu kavramlarla tarif ediyor. Ekonomik kriz sosyalistlerin bu düzene karşı mücadelede imkanı. Ancak bunun yerine “faşizm ve iktidarın baskılarını” gündeme getirmeyi tercih ediyorlar. İşçi sınıfının örgütlenmesinin krizde dahi mümkün olmadığını anlatıyorlar. Bunu demokrasinin olmayışına bağlıyorlar. Emekçilerin sömürüyle tüketilmesi, “fakirlik, maaşların artırımı, genel işsizlik” anlatımından öteye gidemiyor. Siyasal önerileri kökten bir değişikliğe değil düzen içinde reformlara yöneliyor. Düzenle çelişmeyenler, düzen partilerinden ayrılamıyor. CHP ve HDP’nin çizdiği demokrasi ve kimlik siyasetinin içinde kalıyorlar.

Sınıf çelişkisini üretim ilişkilerinin eleştirisiyle ortaya koymadan, proleter devrimci bir parti, hareket ve mücadele var etmek mümkün olmaz. İşçi sınıfı, iyileştirme siyasetiyle devrimcileşemez. Bugün öne sürdükleri demokrasi, laiklik ve tüm kimlik mücadeleleri üretim ilişkileri değişmeden bir gerçekliğe ulaşamaz. Daha demokratik bir cumhuriyet, maaşları yükseltir ama sömürüyü ortadan kaldırmaz. Kadınların kurtuluşu, özel mülkiyet ortadan kalkmadan, kadının erkekler tarafından bir mülk olarak görülmediği günlere ulaşana kadar sağlanmaz. Belli sayıda şirket var oldukça ve doğayı mülkü olarak talan ettikçe ekolojik yıkımlar tüm insanlığın felaketi olmaya devam eder. Elbette bugün daha demokratik bir ülke için de kadınlar için de ezilen uluslar için de mücadeleyi sürdüreceğiz. Ancak sorunun kaynağını, kapitalist düzeni yıkmadan gerçek bir sonuca ulaşılamayacağını biliyoruz.

Şu ayrımı açık bir şekilde ortaya koymamız gerekir yoldaşlar: Üretim ilişkilerinin eleştirisini yapmayanlar devrimci sosyalist değildir. Hedef bu olmadığı sürece düzenin bir savunucusu olarak temsil olunacaktır. Burjuva sosyalistlerinin söz sanatları, bu çelişkiyi ortadan kaldırmaya yetmez.

Bugünden başlayacağımız seçim mücadelesi, tam da bu temeller üzerine oturuyor. Biz sınıf çelişkisini ve burjuva sosyalistlerinin cambazlıkla üzerini örtmeye çalıştıkları çelişkili konumu ortaya çıkarmalıyız. Çünkü burjuva sosyalistleri bu eğilimleri ile işçi sınıfının devrimcileşmesinin ve çözüm unsuru olarak ayağa kalkmasının önünü kapatıyor.

Proleter devrimci mücadelenin bayrağını ve sorumluluğunu omzunda taşıyan partililer, sosyalizm hedefinin bir iktisadi gerçeğe dayandığının bilincinde. Bu berrak bilinci, bir vücudu kangren bir parmaktan kurtarır gibi emekçilere aktarmalıyız.

İşçi sınıfının partisi, burjuvazinin kendi suretinde yarattığı bu dünyayı reddediyor. İçine çekmeye çalıştığı dehlize girmiyor. Burjuvazinin ve onun hakimiyetinin yaşam koşulları olan mülkiyet ilişkilerine karşı isyan, insanlığın tarihinin koca bir bölümüdür. Bu isyan bayrağı; her bir yoldaşın elinde her yerde dalgalanacaktır.

 

Müşahit olmak için bilgileriniz giriniz