Açıklamalar

Halklarla Barış Patronlarla Savaş 1 Eylül Barış Günü Kutlu Olsun

1 Eylül Barış günü, 1981 yılında, bir Birleşmiş Milletler kararı olarak insanlık için “barış idealinin” yüceltilmesi ve hatırlanması amacıyla ilan edilmiş özel bir gün olarak dünyanın pek çok farklı ülkesinde kabul görüyor.
Birleşmiş Milletler’in barış konusunda ne kadar samimi olduğu, onların ilan etmiş olduğu bir “tüm insanlık için barış günü”nün ne kadar anlamlı olabileceği kuşkusuz tartışmalıdır. Bu ülkeler arası kurumun “barış” adından anladığı şey, kapitalist-emperyalist sömürü ilişkilerini güvence altına alacak bir güvenlik ortamı olmuştur hep. Onların “barış”ı yalnızca bir avuç sömürücüyü ilgilendiriyor. Bizim için “barış” ise, bu dünyanın neresinde olursa olsun aynı kaderi yaşayan, emeğine el koyulan, sayısı milyarları bulan emekçi halkların tamamını ilgilendiriyor.

Birleşmiş Milletler’in anladığı biçimde barış, ABD politikalarına göre barış, Avrupa Birliği’nin barışı... Yalnızca kapitalist üretim ilişkilerinin rahatlıkla sürdürülebilmesine yarayan barış. İşte bu bahsettikleri barış; Afrika kıtasının yağmaya terk edilmesini, Afganistan’ın bin yıl önceye dönmesini, Latin Amerika’da sosyalist iktidarların ambargolarla sindirilmeye çalışılmasını, Orta Doğu’da ardı ardına gerçekleştirilen yıkımları ve işgalleri barındırıyor. Biz “barış götüreceğiz” sözcükleri ardında Suriye’de emperyalist pay kapma yarışlarını görüyoruz. Filistin’le kardeşiz nutukları ardında, İsrail İle yapılan ticari anlaşmalarını görüyoruz. Her birinin kendi sınırları içerisinde mutlaka başka ulusları, renkleri, halkları ezmesini görüyoruz. 


Hep uzaklardan bahsediyoruz diye bu sorun uzaklarda sanılmasın. Biz bugünün egemenlerinin barış sözcüğü ardında gizlediği gerçekleri; bu ülke topraklarında yıllardır haklarına, hayatlarına, dillerine, yaşamlarına ve hatta siyaset yapmalarına bile saldırılan Kürt halkından biliyoruz. Tek millet, tek vatan, tek din sloganlarıyla bu ülkenin tüm uluslarını, kimliklerini, farklılıklarını reddedenlerin dilinden dökülen nefret cümlelerinden biliyoruz. Türkiye’de de sermaye iktidarlarının, Libya’ya, Suriye’ye Afganistan’a sınırların ötesinde topraklara emperyalist heveslerle göz dikmesinden, savaşa girmesinden biliyoruz. İşte hepsinin dilinden düşürmediği o barış; dünya halklarını birbirine düşman ederken, kapitalistlerin tatlı tatlı dünyadaki tüm işçilerin sırtında bir asalak gibi büyümesini, semirmesini sağlıyor.
Emperyalistlerin bu “barış” kavramına çok ihtiyaçları var. Çünkü aklı olan herkes biliyor ki onların bu dünyada yaratabildikleri şeyler savaş, yıkım ve sömürüdür. Onların barışı, dünyanın emekçi halkları için yalnızca savaş üretmektir. Biz sınıfların, sınırların, sömürünün olmadığı bir dünya için, dünyadaki tüm savaşları ve krizleri yaratan kapitalistlere karşı dünyanın her köşesinde savaş veriyoruz. 
Evet, savaş veriyoruz. Kapitalistler, emperyalistler gibi bizim sürekli soyut bir “barış” sloganını tekrarladığımızı duymazsınız. Bizim kapitalistler gibi “barış idealini” canlı tutmak gibi bir derdimiz yok, biz onun idealar dünyasından gerçek dünyaya inmesi için mücadele ediyoruz. Ve hiç kuşkusuz; ulusları, renkleri, dilleri farketmeksizin dünyanın tüm işçileri ile birlikte, marksizmin ışığıyla yeryüzünü barışın dünyası haline de getireceğiz.
Bizim mücadelemizin, savaşımızın taşıdığı karşıtlık budur işte. Kapitalistlerin “barış”ı nasıl tüm halklar için savaş, yıkım ve acı demek ise, bizim mücadelemiz tüm insanlar, tüm canlılar ve doğa için barış demektir. İşte tam da bu yüzden, bir Dünya Barış Günü’nde daha yeniden haykırıyoruz: Halklarla barış, patronlarla savaş!

Emekçi Hareket Partisi


 

Müşahit olmak için bilgileriniz giriniz