Özelleştirenlerin Değil Kamunun Varlıkları Kurtarılsın

Tekel fabrikasının toplumun tüm itirazlarına rağmen satıldığı dönem, dönemin iktidar tarafları Tekel arazisinin üzerine oturmanın büyük mutluluğunu yaşıyordu. Bugünün muhalifi Davutoğlu; o günlerde o araziye kendi üniversitesini kurup, eğitimi satıp, para kazanmaktan çok mutluydu.

Şimdi mağdur olmuş; kamunun arazisine yerleştirilen üniversitesi muhalif olduğu gerekçesiyle hiçbir "kurtarma planından" yararlanamadığı için ağlıyor.

İşte ülkenin kamu kaynaklarının bu bir avuç sömürücü elinde dönüştüğü rant savaşları. Elde ne kadar kamu fabrikası varsa özelleştirmelerinin gerçek nedenleri. Şimdi o kaynakları yeme yarışındalar.

Önümüzde Çaykur örneği var. İktidarın politikalarına çok muhalif olanlar Şehir Üniversitesi'nin kurtarılmasını istiyor ama Çaykur'un da akıl almaz zarar hikayesine hiç birinin sesi çıkmıyor. Ayrıymış gibi anlatılan siyasi görüşlerinin ardındaki ekonomi politikası bir. 

Ülke ekonomisinin özeti budur. Bundan sonraki yılları düşünecek olanlar, her yıl toplam gelirimizin yüzde 65'inin o özel sektörün borçlarına tekabül ettiğini unutmasın. Kamuya ait varlıkları satma hakkı özel, borçlanma hakkı özel, zenginleşme özel, borçlarına gelince ortak. Sonra ortaya çıkan krizde de bizlere kimse ortak kader anlatmasın.

Özelleştirmeler durdurulmalıdır. Toplum eğer farklı bir ekonomik sonuç görmek istiyorsa anlatılan palavralara değil, kamu kaynaklarına bakarak tercih yapmalıdır. Kamu varlıklarına yatırım yapılmadıkça, özelleştirmeler durmadıkça, yoksulluktan, işsizlikten kaçış yoktur. Bunu istemeyen emek verenlerin, bir avucun elinde olan bu yönetim biçimine son vermesi şarttır.