Sadece Atalay'ın Değil Herkesin Mikrofonu Açık Görüyoruz ve Duyuyoruz

Sadece Atalay’ın Değil Herkesin Mikrofonu Açık
Görüyoruz ve Duyuyoruz

Türk-İş başkanı Ergün Atalay’ın o kendi kaderine isyan ettiği mikrofon kazası olmasa ülke gündemine işçiler ne yazık ki hiç gelemeyecekti. Ne mutlu ki herkes izledi ve gördü. Süklüm püklüm sendika ağası patronuna eğilip sadakatini tekrar vurgulamak için son birşeyler daha vurgulamak istedi. O sırada herşeyi herkes gördü ve duydu. Gerçeğin üstünü örtmeyi bu sefer beceremedi. Onun adına utandık. Onun adına işçi sınıfı utandı.

Bu vesileyle sendikalar, yöneticileri ve emek verenler üzerine düşük düzeyde de olsa bir şeyler söylendi, yazıldı. EHP olarak bu durumdan memnunuz. Çünkü Tek Çözüm Emek Verenlerin Yönetimi programını ilan ettiğimiz yaz aylarında kendini solda görenlerin işçi sınıfının gündemleriyle yakın ilişki kurmamalarını ibretle gözlemliyorduk. Atalay için yaşanan talihsizlik, emek verenler için bir imkana dönüşmüş oldu, iyi oldu.

Normal koşullarda ekonomik krizin bu denli derin yaşandığı ülkelerde kriz konuşulur, işçiler konuşulur, mücadele konuşulur. En azından konuşulur. Bizde ise kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Kıdem tazminatı kaldırılacak deniyor üstüne alınan yok. BES dayatılacak deniyor oralı olan yok. Zaten var olan kamu emekçilerinin ücret pazarlığını da başından bu yana gündemine alan pek olmadı. Zam açıklandıktan sonra bile gündeme gelmedi. Ta ki o mikrofonlar unutulana, o laflar Atalay’ın ağzından çıkana dek. Üşenmedik baktık. Siz de bakın. Anlı şanlı solcular, sendikacılar, bayram günü komünistleri, her konuda birinci “twit” atanlar tık dememiş.

Nedenmiş? Zaten Atalay’dan, Türk-İş’ten ne beklenirmiş. Beklentilerin yüksek tutulması zaten hataymış. Bunları yazanların son seçimlerde ilk günden son güne kadar yere göğe koyamadıkları slogan “her şey çok güzel olacak”, destekledikleri ise bugünlerde kendilerini şaşırtan İmamoğlu'ydu.

Herkes bilsin ki Atalay nasıl eliyle mikrofonunu kapatamadıysa işçi sınıfıyla teorik olarak alakalı olduğunu iddia eden herkesin de konuştukları her şey duyuluyor, yapmadıkları her şey görülüyor.

Evet. Açık açık sınıf mücadelesi adına birçok imkana sahip olanların yapılabilecek birçok şeyi yapmadığını görüyoruz, söylüyoruz. Yanlış anlaşılma olmasın kimseden de bu konuda olumlu bir beklentimiz yok. Yapmaları yönünde bir ısrarımız, ortaya karışık bir önerimiz, bizi bağlamayan ama herkesi bağlasın istediğimiz teklifimiz de yok. Evet, sadece ilan ediyoruz. Her şey görülüyor ve de duyuluyor.

Herkes Atalay kadar şanssız olmayacaktır elbette. Bugün yapmadıklarını yarın sağda solda inkar edecektir. Ben de vardım, çok çalıştım, hep söyledim diyecektir; tabii ki kendi adına. Yapamadık, olmuyordu, yanlıştı diyecektir; tabii ki sosyalistlerin, kolektivizmin ve emek verenlerin adına. Bir hata aranıyorsa bu bireycilikte aranmalı, çözüm kolektivizimde bulunmalıdır. Herkes Atalay’ın düştüğü durumdan ibret alsın. Görülüyor ve de duyuluyor.

Bu kısmın üzerinde şu yüzden duruyoruz: Atalay da ertesi sabah çıktığı TV programında her şeyi inkar etti, kendisini övdü ve neler yapacağını gururla anlattı. Bu tavrın kimden ne farkı var ki? İçimizden biri gibi değil mi? O yüzden Atalay’dan ve onun gibi sendika ağalarından, uzmanlarından, menfaatçisinden, destekçisinden bir beklentimiz yok, hiçbir zaman da olmadı. Konu bu değil. Konu artık onun gibiler için çemberin daraldığının da net olarak görülüyor olması. Atalay’ın işçileri satmasını ihanet olarak görüp görmemek üzerine söz söylenebilir belki ama çalışma ekonomisi tekniğiyle de açıklanabilecek birşey değildir.

Mesele teknik değil siyasidir. Bu ülke ekonomik kriz içerisinde sürükleniyor. Sosyalist hareketin gerçek partisi EHP olarak herkesin şaşkın bakışları içerisinde, kimseye minnet etmeden krizin hissedilmeye başladığı bir yılı aşkın süredir tüm enerjimizle, tüm yoldaşlarımızla emek verenler cephesinden krizi gündemde tutmak için çalışıyoruz. İşçileri sosyal medyada gel gel yaparak örgütlü hale getirmeyi düşünmüyoruz. Zaten işçileri kendi havzalarında izole olarak yaşayan kendimizden ayrı bir topluluk olarak da görmüyoruz. Biz işçi sınıfını; örgütlenme eğilimleri güçlü ama açığa çıkmamış, politik basireti güçlü, imkanını her bulduğunda ülkenin geleceğine yön veren, var olan örgütsel formlarda kendine yer bulamamış ama kendisine yeni formlar arayan yaratıcı, dinamik bir siyasal özne olarak görüyoruz. Kıtipiyoz sendikalara katılmadı diye kolektif mücadele etmekten de haberi yok gibi değerlendirmiyoruz.

İşçi sınıfının kolektif mücadelesini örgütlü hale getirmek için ne ezberimiz ne de reçetelerimiz var. Ancak şunu iyi biliyoruz; ahkam kesmekle değil yaparak, durup bekleyerek değil harekete geçerek, olanla yetinerek değil yaratıcı davranarak işçi sınıfının yolu açılacak.

Meseleye siyasi bakıyoruz. Öncelikle konunun malın mülkün sahipliği meselesi olduğunu biliyoruz. Bu ilişkinin ortadan kalkması dışında bir alternatifin olamayacağını düşünüyoruz. İşçilerin maaşını iyileştirmek, bazı haklarımıza sahip çıkabilmek çözüm değil ama haklarımıza, örgütlerimize, mücadelemize sahip çıkmanın önemli bir başlangıç olacağını düşünüyoruz.

O yüzden Türk-İş, onun başkanı, onun yönetimi ve ona üye işçiler bizi bağlıyor. İşçi sınıfı hareketine dair her bir zerre gelişme EHP’yi, EHP’li devrimcileri sonuna kadar bağlıyor. Ne mutlu ki o bağsız, bağcıksız, müstakil yaklaşımları ilk günden bugüne savunmadık. Üretenlerin örgütlü gücü kriz yaratan gidişata el koyacak dedik.

Dedik ama biz şanlı tarihiyle övünen, yoldaşlarına sendikalarda, odalarda ve partilerde konum, koltuk verilmesinin derdine düşmedik. Kaderin cilvesidir ki tüm bu yanlış ilişkilerin içinden gelmeyerek olumlu bir başlangıç yapma şansı elde ettik. 

Bu noktadan sonra yine yolcu yolunda gerek. Yeni sendikalar kurmak da dahil olmak üzere işçi sınıfı hareketinin savunma araçlarını oluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz. Hak gereği, yapılamayanların sorumluluğunun çok azını üstleniyoruz. Yapamayanların da her şeye rağmen canı sağ olsun. Ama bundan sonrasında her mücadeleden yılgınlık üretmek yerine deneyim üretmeyi hedefliyoruz. Tek adam olma hayali kuranları sandığa gömen, akıllı iletişimciler ve sağcılara heveslenen düzen partileri yetkilileri değil bu ülkenin emek verenleriydi. Şimdi patronların düzenini de tarihe gömeceğini görüyoruz. Biz de emin adımlarla bu engebeli, dolambaçlı, sarp ve uzun yolda yürümeye devam ediyoruz.

Atalay işçi sınıfını utandırdı ama yanına kar kalmayacak.

Emek verenler şunu bilsin ki emek verenlerin bayrağı, bayrağındaki sloganları, onların kolektif mücadelesi, hakkı ve haklılığı içi geçmiş sendikacılara bırakılmayacak. 

EHP Merkez Komitesi