İşçi Komiteleri Ağlarını Kuruyoruz

1.İşçi sınıfı krizin bedelini ödemeyi reddetmeli ve iktidara aday olmalıdır.
Hükümet kriz mıriz yok diyor. Ama diğer yandan damat çözüm paketleri sunuyor. Bize göre ise kriz vardır ama çözüm mözüm yoktur. Bundan sonrasında tek çözüm işçilerin birlik kurmasıdır. Bunu her dönemin sloganı olarak önermiyoruz. Bugünün özgün çözümü olarak öneriyoruz.
 
Krizin sesi duyulur duyulmaz hükümet patronların arkasına geçti. Patronlar, bankalar ve hükümet birliklerini oluşturdular. İflasların sonuçlarını erteliyorlar. Ama işçilerin alacakları, işsiz kalacakları sorun olarak ortada duruyor.
Sanılmasın ki iflas patronlar için yıkımdır. İflas işçiler için yıkımdır. Patronlar itibarını ve mal varlığını koruyarak ekonomik yükten kurtulacaktır. Ama işçiler hem alacaklarını alamayacak hem de işsizlikle ile burun buruna kalacaklardır. Buna hükümet de ortaktır.
 
Eğer işçiler birlik olursa bu oyun bozulabilir. Şantiyelerdeki, fabrikalardaki, ofislerdeki, atölyelerdeki, tarlalardaki işçiler birbirleriyle bağ kurmalıdır. Her yerde komite veya başka bir isim altında birleşilmelidir. Sosyal medya araçları üzerinden iletişim sağlanabilmelidir. İşçiler arasındaki bu bağlar sayesinde aleyhlerine olan gelişmeler karşısında önlemler alınabilir. Çeşitli sektörlerden işçiler birlikten doğacak güçlerini en etkili şekilde kullanabilir. Patronlara geri adım attırabilir, planlarını bozabilir.
 
Ekonomik kriz yok demekle yok olmuyor. İşçiler, gençler ve kadınlar krizin sarsıcı etkilerini küçülen ekmeklerinden biliyor. Koşullar ağırlaşırken toplum yine iki kutba ayrılıyor. Ama bu sefer bir tarafta patronlar, iş adamları, müteahhitler ve onların sözcülüğünü yapan hükümet, diğer tarafta ise işçiler, gençler ve kadınlar. Hangi inançtan, kimlikten, partiden olursa olsun yaratılan ekonomik krizin sonuçları iktidar tarafından emeğiyle geçinen işçilere, gençlere ve kadınlara yansıtılmak isteniyor. Hükümetin ekonomi paketlerinden patronlara, müteahhitlere teşvik, hibe, destek işçilere ise tasarruf, borç, enflasyon çıkıyor.
 
Başta bugüne kadar hükümeti destekleyen işçi kardeşlerimizi ve tüm işçileri uyarıyoruz. Var olan hükümet ekonomik kriz karşısında patronların çıkarlarını koruyacak işçilerin çıkarlarını ise gasp edecek. İşçiler, gençler ve kadınlar bu gidişatı durdurmayı başarabilirler.
 
2.Patronların, bankaların, hükümetin birliği karşısında
işçi komitelerinin birliğini kurmalıyız
İşçi sınıfı krizin etkilerini her geçen gün daha şiddetli hissediyor. Yarın evine götüreceği ekmeğin ne kadar küçüleceği giderek daha da belirsizleşiyor. Gözümüzün önünde iflaslar, konkordatolar ilan ediliyor. Patronların alacaklısı, borçlusu, bankası hükümetin koruması altındayken işten çıkarılan, alacağı olan işçilerin ne olacağı ortada bırakılıyor.
 
İşçi sınıfı gözünü açmalı. Kemer sıkmayacağız demekle, fatura ödemeyeceğiz demekle ekonomik krizin sonuçlarından kurtulamaz. Ortada bir iktidar var. Bu iktidar patronların arkasında olduğunu hiçbir zaman saklamadı. OHAL’i de onlar için ilan etti, grevleri de onlar için yasakladı, işçileri de onlar için tutukladı. İktidar yarattığı ekonomik krizin sonuçlarını işçilere yansıtmak için harekete geçti.
 
Ağırlaşan ekonomik koşulların düzelmesini beklemek hatadır. İşçilerin iktidarı söz konusu olmazsa ne işsizliği, ne pahalılığı ne de borçlanmayı hafifletmek mümkün değildir. Bunların olmasını patronların çıkarlarını savunan iktidardan “talep etmek” olmayacak duaya amin demektir. 
 
Daha şimdiden ülkenin dört bir yanından işçilerin en temel haklarından dahi nasıl mahrum bırakıldığını, patronlara sahip çıkanların işçilerin hakları söz konusu olunca nasıl saldırganlaştıklarını görüyoruz. 3. havalimanında işçilerin ölümüne sebep olanlar, maaşları ödemeyenlere soruşturma bile başlatmayanlar, hakkını isteyen işçileri tutukladı. Çocuğuna pantolon alamadığı için ölen İsmail Devrim’in intiharını, kriz değil “psikolojik” diye yalanlamak için seferber oldular. Ne Yeşil Holding önünde direnen işçilerin sesine, ne de bir haftada onlarca işçinin intihar girişimlerine bir tek söz eden hükümet yetkilisi olmadı. Patronların işçileri keyfi bir biçimde işsiz bırakmasını yasaklayabileceklerken yasaklamıyorlar, üstüne bir de iktidar yandaşları işsizlik payına göz dikiyorlar.
 
İşçiler iktidarın kemer, fatura oyununu bozmalıdır. Nasıl ki patronlar krizi fırsata çevirmenin peşinde işçi sınıfı da uyanık olup krizi kendi lehine çevirmenin peşine düşmelidir. Uzak gibi görünen işçi iktidarı aslında yakındır. İşçi sınıfı bu yanılsamayı ortadan kaldırabilir. İktidarın ve patronların korktuklarını başına getirmek için, emekçi iktidarını kurmak için harekete geçmelidir.
 
3.Ölen kapitalizmin cenazesini yerde bırakmayalım
Kamu iktisadi teşebbüslerini özelleştirdiler. İşçilerin haklarını budadılar patronları teşviklerle, kredilerle desteklediler. Sosyal devleti ortadan kaldırdılar. Serbest piyasayı yücelttiler ekonomiye devlet müdahalesini engellediler. Bunun yanı sıra bu hükümet ihaleleri kendi yandaşlarına verdi. Kamu ihale yasasını defalarca değiştirdi. Alınan borçları üretime değil betona gömdü.
 
Sonuç ortada. Enflasyon, işsizlik, pahalılık borç batağı. Nerede refah, nerede insanca yaşam, nerede ekonomik adalet?
 
Yaşanan ekonomik kriz Türkiye’de kapitalizmin öldüğünün göstergesidir. Zaten Kapitalist üretim modeli krizler yaratmadan varlığını sürdüremez. Sömürü çarkı sonsuza kadar dönmez. Hele ki Türkiye gibi üretime değil inşaata dayalı ekonomilerde eninde sonunda kriz meydana gelir.
 
Kapitalizm krizlerini çözemez sadece öteler. Yıkıcı sonuçlarını da işçi sınıfı eğer örgütsüzse onun üzerine yıkmaya çalışır. İşsizliği, borçlanmayı, enflasyonu örgütsüz işçi sınıfına dayatır. Ama patronlar beş parasız kalmazlar.
 
Ekonomik kriz Türkiye işçi sınıfına da gösterdi ki anlatılan parlak ekonomik hamlelerin, sözlerin hepsi yalan. Şu an da hükümet tarafından açılan ekonomi paketleri de yalan. İstikrar, büyüme, refah sözleri de yalan. Kredi kartlarıyla bireysel olarak bizleri, yurtdışından alınan kredilerle hepimizi borç batağına sürüklediler. Aldıkları borçlarla üretken fabrikalar kurmak yerine şantiyelerde betona gömdüler. İşçilerin sömürülmesi, geleceksizleştirilmesi dışında hiç bir vaatlerini yerine getiremediler.
 
O yüzden insanın insanı sömürdüğü kapitalist ekonomik modelin öldüğünü işçi sınıfı görmeli bu cenazeyi ortadan kaldırmalıdır. Sömürünün olmadığı, üretenlerin yönettiği, planlamaya dayalı sosyalist ekonomi işçi sınıfının ellerinde ülkemizde de hayata geçirilmelidir.
 
Kriz yaratan ekonomik gidişata el konulmalıdır. “Mevcut düzen ve hükümet borç batağı kriziyle Türkiye'nin emekçi sınıflarına hiçbir gelecek veremediğini açıkça ortaya koydu. Bu düzen ve hükümet yarattıkları yıkımın bedelini ödeyerek sahneden çekilmeli. Bundan böyle ülkenin geleceğine el koyacak olanlar bu ülkenin üretenleri yani işçileri, emekçileri ve köylüleridir. Üretenler, ülkenin krize sokulmuş olmasına karşı ülke çapında, her çalışma biriminde, her işçi havzasında ve her köyde örgütlenmek üzere harekete geçecek. Asgari düzeyde elektronik ortamda bir haberleşme ağı kurulmasıyla başlanarak işyeri komiteleri ve meclisler düzeyine kadar yükselen örgütlenmeler yaratılacak. Ülkeyi krizin yıkımından kurtarmanın tek yolu emekçilerin örgütlü olarak politik mücadele vermesidir. Ekonomiyle ilgili temel kararların alınmasını sağlamak üzere her 3 ayda bir ülke çapında Üretenlerin Ekonomi Şurası toplantısı gerçekleştirilecek. Kamu İhale Yasası yandaşlara ayrıcalık yaratmak için 16 yılda 186 kez değiştirildi. Şuranın ele alacağı ilk iş, bir daha değiştirilmemek üzere yasayı adaletli ve objektif niteliğiyle düzenlemek olacak.”
 
4.Partimiz işçi komiteleri ağlarını kurmak için harekete geçiyor
İşçilerin komiteleşmesi, kurduğu komitelerin birbiriyle bağ kurması, ülke çapına yayılan işçi komiteleri ağları oluşturması işçi sınıfı açısından zor bir hedeftir. Ama bu aynı zamanda ekonomik krizin karşısındaki en gerçekçi hedeftir. Bu hedefe yürürken işçi sınıfı yalnız değildir.
 
Partimiz tüm gücüyle ülke çapında işçi sınıfının birliğini sağlamak, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymak için komitelerin kuruluşunun sağlanması için harekete geçiyor.
 
Tüm parti dostlarını, bizi takip eden ama bugüne kadar bağ kuramadığımız yurttaşlarımızı bu konuda harekete geçmeye, sorumluluk almaya davet ediyoruz. Yapacak çok işimiz var. Herkes bu büyük kavganın parçası olabilir. İşçi sınıfı mücadelesinin yetenekli gençleri, kadınları elinden ne geliyorsa, hangi konuda, alanda, şehirde katkı koyabiliyor ise bu mücadeleye katkı koyabilir. Gün durup bekleme günü değil harekete geçme günüdür.
 
Amacımız EHP’nin işçi komitelerini yaratmak değil. EHP her konjonktürde söz, yetki ve karar hakkının katılımcılarında olduğu demokratik meclis işleyişini savunuyor oldu. Bugün de işçi demokrasisinin varolduğu komiteleri böyle oluşturmayı amaçlıyoruz. Amacımız işçi sınıfının öz gücüyle harekete geçmesinin önünü açmaktır.