Emperyalist Saldırganlık ve Ortakları Bir Kez Daha Yenilecek

Önemli bir dönemeçten geçiyoruz. ABD bir gerekçe gösterme ihtiyacı bile duymadan, Suriye’ye füzelerle saldıracağını açıkladı.
 
Saray rejiminin ABD karşıtlığının nereye kadar olduğunu da gördük. Dünya açısından ABD ve Rusya egemenleri ne kadar kendi emperyalist çıkarlarının peşindeyse, Türkiye egemenleri açısından da durum farksızdır.
 
İç politikada sıkışan, avukatının ofisi FBI tarafından basılma noktasına gelen Trump’ın, dışarıya yönelik bir saldırı ile bu sıkışıklığı aşma çabası Türkiye toplumu olarak bize elbette tanıdık geliyor. Saray rejiminin yaşadığı sıkışıklığa çözüm olarak gördüğü Afrin operasyonu nedeniyle, bu tür bir politik yönelime hiç de yabancı değiliz.
 
Erdoğan daha dün yaptığı açıklamalarda “Afrin’in yönetimi biz ne zaman uygun görürsek o zaman Suriyelilere teslim edilecek” diyor. Bilinmelidir ki; ne ABD’nin, ne Rusya’nın, ne de saray rejiminin, Suriye üzerinde söz hakkı yoktur. Suriye’nin geleceğini ancak Suriye’de yaşayan halklar belirleyebilir. Emperyalist işgale dayalı politikalardan derhal vazgeçilmelidir. Bize düşen, kardeşlik ve eşitlik mücadelesini elden bırakmamaktır.
 
Dünya halkları savaşlarda eza cefa çeken, cephelerde ölenler olduğu kadar savaşların sonuçlarını da kendi lehlerine çevirmeyi bilirler. Egemenlerin korkulu rüyası budur.
 
Sanılmasın ki, emperyalist paylaşım savaşlarından her zaman egemenler galip çıktı. Her defasında yenildiler. Bir çok kez emekçiler ve ezilenler zafer kazandı. Emperyalistler Suriye’ye bir kez daha girerlerse bir kez daha yenilecekler.
 
Saray rejimi dikta yolunda ilerliyor
Her ne kadar Afrin operasyonu durmuş gibi görünse de, sık sık başka bölgelere yönelik savaş tehditleri savruluyor. AKP’nin hem 2019 seçimleri için güçsüzleşen elini güçlendirmek, hem de içerideki her türlü muhalefeti bastırmak amacı taşıyan bu savaş tehditleri yeterince işe yaramamış olsa gerek. Derhal  ünlülere “Afrin turu” attırılıyor ve durum toparlanmaya çalışılıyor. “Ünlülerin Afrin gezisi”nin de, gülünç duruma düşmek dışında bir getirisi olmayınca, rejim bu kez farklı mecralara yöneliyor.
 
Çoktan rejime teslim olmuş Doğan Medya’ya bile tahammül edilemiyor ve derhal satın alınıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde emperyalist savaşlara karşı çıkan komünist öğrenciler bizzat Erdoğan tarafından hedef gösteriliyor ve tutuklanıyor. İhraç edilmeyen öğretim üyelerinin ve tutuklanmayan öğrencilerin her türlü baskı ile karşı karşıya olduğu üniversitelerde AKP’nin öğretim üyesi tipolojisinin ne olduğunu ise, son yaşanan Osmangazi Üniversitesi’ndeki katliamda görmüş bulunuyoruz. Nuriye Gülmen’in KHK ile işten çıkarıldığı Osmangazi Üniversitesi’nde, defalarca şikayet edilmiş olduğu halde bizzat iktidar tarafından korunan ve hakkında hiçbir işlem yapılmayan bir öğretim üyesi, 4 akademisyeni öldürebiliyor.
 
Ekonomide çöküş ilerliyor
Peki, bu sıkışıklık tam olarak nereden kaynaklanıyor? Öncelikle, ekonomide ciddi bir çöküşün her türlü emaresinin karşımızda olduğunu söylemek abartılı olmaz. Dolar 4 TL’nin, Euro 5 TL’nin üzerine çıktı. Enflasyon tırmanıyor. İşsizlik ve yoksulluk azaltılamıyor. Vatandaşlar “Geçinemiyorum, açım” diyerek türlü resmi kurumlar önünde tepkisel eylemler yapıyor. Şeker fabrikaları satışa çıkarılıyor. AKP’nin ekonomideki bir numaralı isimlerinden Mehmet Şimşek bile ekonomideki gidişat karşısında memnuniyetsizliğini gizleyemediği için ağzı kapatılıyor. Elbette memnuniyetsizliğini gizleyemeyen tek kişi Mehmet Şimşek değil. Ekonomide çok iyiyiz söyleminin inandırıcılığını yitirmesi saray rejimini iyice köşeye sıkıştırıyor.
 
Herkese kadro yalanı patladı
Bir yandan da AKP’nin taşerona kadro yalanı patlamış durumda. İşçilerin kadroya geçiş günü ilan edilen 2 Nisan’da binlerce taşeron işçi işsiz kaldı. Direnişe geçen taşeron işçileri ise AKP’nin ipliğini pazara çıkardı ve müjde gibi sunulan “herkese kadro”nun bir yalandan ibaret olduğunu ortaya seriverdi. Ekmeği için, işi için direnişe geçen işçiler İstanbul’da Ataşehir Belediyesi’nde kazandılar ve Ataşehir’de direnen tüm işçiler işe geri alındı. Diğer yerlerde işten atılan ve direnen işçi kardeşlerimize de örnek olsun. İşçi sınıfının direnerek haklarını alması, tüm mücadele alanlarının önünü açacaktır. Önümüz 1 Mayıs. Bu mücadeleyi 1 Mayıs meydanlarına da taşımak boynumuzun borcudur.
 
2019 için şimdiden hazırlanalım
Bir yandan taşeron işçilerin direnişi duvarına toslayan iktidarın, bir yandan da 2019 yaklaştıkça paçaları daha çok tutuşmaya başladı. İttifak yasaları ile umduğunu bulamadı, anketlerde de öne çıkamıyorlar. Kendi içlerindeki aykırı sesleri bile bastırma yoluna giderek, “metal yorgunluğu”nun ardından, şimdi de “dinin güncellenmesi” politikasına sarıldılar. Ancak “deizm güçleniyor” tartışması, bu politikaların da hükmünün kalmadığını ortaya koydu. Bunlardan son nasibini alan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz oldu. Yılmaz, Erdoğan tarafından adeta bir çocuk gibi azarlandı.
 
2019 yaklaştıkça, şimdiden harekete geçme fikrini savunanlar da artıyor. Çünkü seçim süreci, halkın bir araya gelmesinin en imkanlı mecrası. Seçim politikalarını belirlemek, oylarımıza nasıl sahip çıkacağımıza karar vermek için meclislerde bir araya gelmemizin imkanları doğmuşken; bu imkanı çarçur etmeden, en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Yarınına sahip çıkmak için harekete geçenlerin kazanma imkanlarının olduğu günler bizi bekliyor.
 
Hepimizin yolu açık olsun.
 
 
                                                                                                           Sibel Uzun
                                                                             Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı